Romatoid Artrit Nedir, Nasıl Tedavi Edilmelidir?

ROMATOİD ARTRİT (İLTİHAPLI EKLEM ROMATİZMASI) TEDAVİ EDİLEBİLEN BİR HASTALIKTIR!

Romatoid Artrit eklemlerde şişme, ağrı, kızarıklık, hareket kısıtlılığı ve tutuklukla seyreden, eklemlerin dışında ilerleyen yıllarda kalp, akciğer ve böbrek gibi hayati organları da etkileyebilen kronik enflamatuar bir hastalıktır.

Romatoid Artrit doğru tanımlanması ve yeniden yorumlanması gereken bir hastalıktır.

Şöyle ki; vücudumuzda iç (yoğun süregelen stres, ani duygu durum bozuklukları, aşırı üzüntü veya sevinç halleri vb.) ve dış iklimsel (sıcak, soğuk, nem, kuruluk) patojenik faktörlerin girdisi ile hücresel / enerjisel düzeyde bozulmalar ile kronik hastalık süreci başlar.

Kronik maruziyetin devam etmesi, bağırsak / karaciğer gibi organlarının etkilenmesiyle enflamatuvar yükün artışına neden olur. Bu kontrolsüz artış bağışıklık sistemini aşırı uyarılgan hale getirir. Sonuçta eklemler ve devamında tüm sistemleri etkileyen kronik otoimmün bir hastalık olan Romatoid Artrit ortaya çıkar.

Oluşum nedenleri

Bağışıklık Sisteminin aşırı uyarılgan hale gelmesi sonucunda organizma kendine saldıracak hale gelir. Başta eklemlerin içini döşeyen sinovyal tabaka iltihaplanır; eklem, kıkırdak, tendon, kas ve diğer iç organların tutulumu sonucunda eklemlerde yapısal bozulmalar görülür.

Sağlıklı bir hücrede DNA’yı içinde barındıran çekirdek, mitokondri, sitoplazma ve birçok yapısal elemanlar mevcuttur. Bir hücrenin canlılığını devam ettirmesi ve sağlıklı fonksiyon görmesi bir kısım şartların oluşmasına bağlıdır. Kan dolaşımı efektif olarak sağlanmalı, solunum yolu ile kan oksijenlenmeli, Element / Mineral dengesi sağlanmalı, D Vit / B12 / Demir /Çinko gibi yapısal ihtiyaçlar karşılanmalıdır. Hücre düzeyinde meydana gelen reaksiyonlar sonucunda oluşan metabolik atıklar, yanlış nutrisyon sonrası protein agregatları, biriken ağır metaller ve yoğun stres kaynaklı oksidatif radikallerinden kurtulmaya ihtiyaç vardır.

Bu hastalığın oluşumunda birçok komponent olmakla birlikte, bir beslenme örneği ile konuyu biraz daha anlaşılır konuma getirebiliriz:

Bir öğle yemeğinde kebap yediğimizi düşünelim. Normalde bir lokma güzelce, yavaş-yavaş ağızda çiğnendikten, parçalandıktan sonra mideye ulaşır ve oradaki bazı enzimler (proteaz) sayesinde bu parçalanmış et kimusu (mide kaba öğütme işlemini yapamaz) polipeptid denen ara forma dönüşür, ardından bu karışım ince bağırsaklara gönderilir.

Bu durakta da polipeptid denen ara form buradaki enzimlerle (peptidaz) vücudumuzun istifade edebileceği aminoasit şeklini alır ve bağırsaklardan da emilerek hücrelerimizin yapı taşına dönüşür.

Eğer biz bu et parçasını çiğnemeden hızlı bir şekilde yutarsak, mide bu diri-diri yutulan koca kitleyi ayrıştıramaz, çözümlenmemiş et kimusu olduğu gibi bağırsaklara geçer. Normalde aminoasit gibi, bedenimizin istifade edebileceği bir şekilde bağırsaklardan emilim gerçekleşmesi gerekirken, fizyolojimizle uyumsuz bir şekilde vücudumuza girmeye başlar. Emilmeye başlayan ve uygun olmayan bu aminoasit parçacıkları bağışıklık sistemi (Lökosit, NK, Lökotrien vs.) tarafından temizlenmek / detoksifiye edilmek üzere karaciğere götürülür.

Eğer bu tarz yaşam devam eder ve sürekli bedenimize / mizacımıza zıt besin, alerjen, katkılı gıda vb. girmeye devam ederse bağırsaklarımızın sızdırmazlık duvarı bozulmaya başlar, emilmemesi gereken fizyolojimizle uyumsuz maddeler emilmeye başlar. Karaciğerimiz bunların hepsi ile başa çıkamaz ve serbest dolaşan radikaller artmaya başlar.

Bizi korumaya çalışan bağışıklık sistemimiz bu yabancı aminoasit, alerjenlere karşı sürekli gösterdiği tepki nedeni ile aşırı uyarılgan hale gelir ve patojen maddelere karşı gösterdiği reaksiyonu kendi hücrelerine karşı da göstermeye başlar, bu duruma ‘Otoimmün Cevap’ denir

Karaciğerin temizleyemediği birçok toksin maddeler tekrar kana verilmeye başlanır. Kan dolaşımının zayıf olduğu bölgelerde, artan alerjenlerin de etkisi ile bazı maddeler (Histamin vb.) salgılanmaya başlar. O bölgelerde ağrı ödem, şişlik, sızı, kızarıklık belirtisi, yani kısacası enflamasyon gelişir.

Genetik yatkınlığın hastalığa etkisi

Romatoid Artrit hastalarının bazılarında HLA-DR4 pozitifliği görülmüştür. Bu testin pozitif olduğu bireyler Romatiod Artrit’e daha yatkındırlar. Ancak kesin gösterge değildir. Hasta olan bazı anne babalar çocuklarında da bu hastalık var mı diye genetik analiz yapmak isterler ancak bu yaklaşım çok da doğru değildir. Genetik pozitif olup hasta olmayan çok sayıda hasta vardır. Unutmayalım anne-babadan çocuklara aktarılan hastalık değildir. Aktarılan Anne-babaların hataları yüzünden DNA daki okuma hatalarıdır. Genetik faktörlerin pozitif olması hastalığın kesin olacağı anlamına gelmez.

 Tanıda dikkat edilmesi gereken hususlar

Unutmayalım ‘Hasta-Hastalık-Tedavi’ ilişkisinin sağlıklı bir şekilde kurgulanması için doktorun ‘Hastayı Bir Bütün Olarak Ele Alması’ gerekir. Hastanın doğru sorgulanması ve hekimlik disiplini çerçevesinde detaylı fizik muayenesi tanıya götüren en değerli teşhis aracıdır. Elde edeceğimiz bulgular tetkik aşamasını doğru yönetmemize yardımcı olacaktır. Eritrosit Sedimentasyon Hızı ve CRP yüksekliği, Romatoid Faktör ve/veya Anti-CCP testlerinin pozitif oluşu teşhisi destekler. Bununla birlikte bu hastalarda mutlaka ek tetkikler İnsulin, 25-Hidroxi D vitamini, Ferritin, B12, Çinko biyokimya ve hematolojik tetkikler istenmelidir.

Tedavi

Henüz etiyolojiye yönelik, yani sebebi çözmeye yönelik bir tedavi yoktur. Uygulanan tedaviler ise ağrıyı gidermeye, bağışıklık sisteminin immunsupresiflerle baskılanarak iltihap oluşumu ve eklem tahribatını önlemeye yöneliktir. NSAİD, Metotreksat, Metilprednisolon, Klorokin ve Hidroksiklorokin, Leflunomid, Sülfasalazin gibi DMARD grubu ilaçlar sıklıkla kullanılan tedavilerdir. 20 yılı aşkın süredir otoimmun hastalıklarda kullanılan TNF-Alfa blokerleri hayal edilen tedaviyi sunamamıştır. Bununla beraber istenmeyen yan etkileri ve rıza onam formları ile verilmesi ve hastalarda TBC ve Lenfoma ve tümör olma olasılığı hastaları başka tedavi arayışlarına yönlendirmektedir. Kaldı ki bu grup ilaçlar hali hazırda kanserli TBC’li ve kronik viral hepatit B-C’li hastalara verilememektedir. Bu durumda tedavi arayışına neden olmaktadır. Tüm yeniliklere rağmen modern sağlık dünyasında, romatoid artritin hala en ideal tedavisi bulunamamıştır.

Doğru Tedavi Yaklaşımı;

Vucudumuza çeşitli yollarla dahil olan hücreyi, dokuları, sistemleri zora sokan ve fizyolojimiz açısından yabancı kabul edilen alerjen ve toksinlerin (İlaçlar, Gıda takviyeleri, Kızartmalar vs.) vücuttan atılımını sağlamak ve vücuda yeni toksin girişini olabildiğince azaltmak.Verilen tedavilerin efektif olması için bedendeki eksiklikler tespit edilerek idamesi gerekmektedir. (D Vit, B12 Vit, Ferritin, çinko, selenyum, Su, Oksijen vb.)Özellikle Karaciğer, Bağırsak, Solunum vb. sistemindeki eksiklikler giderilmeli ve sağlıklı çalışmalarına yardımcı olunmalı ve vücudun kendi onarım mekanizmasının devreye girmesi sağlanmalıdır.Hastalığın tamamen bitmesi için DNA üzerinden sağlıklı bilgi akışı ve genetik alt yapının rejenerasyon süreci desteklenmelidir. Bilindik öğretilerin ve genel kabulün aksine genetik problemlerin çözümsüz olmadığını da belirtmek isteriz!Kas iskelet sistemindeki problemler tespit edilip düzeltilmeli.Klasik beslenme alışkanlığımızdaki yanlışlar düzeltilmeli.İyileştirmeye yardımcı fitoterapötik ilaçlardan faydalanılmalı.

Hasta ve hastalığa özgü kapsayıcı İNTEGRATİF tedavi protokolleri çerçevesinde;

Kişinin Yaşam Şekli/ Mizacı değerlendirilerek beslenme zinciri belirlenmeli.

Çevresel faktörlerin genetik materyale etkisi doğru yönetimle pozitif yöne kanalize edilmeli.Metabolik balansa uygun vitamin, mineral, element, mikro besin desteği sağlanmalı.Detoksifikasyon (toksinlerden arınma) ve biyotransformasyon (biyolojik / metabolik değişim) süreçleri desteklenmeli.Hastalığa neden olan ve biyolojik sistemleri bozan faktörler (asidoz, hipoksi, perfüzyon bozukluğu, atılım sistemi bozukluğu vb.) elimine edilmeli.Romatolojik Hastalıklarda (SLE Lupus, Ankilozan Spondilit, Behçet, Sjögren, Vaskülit, FMF, Romatoid Artrit ve Diğer Artrit Hastalıklar) bedendeki sıvı değişim ve transportunu regüle eden dalak sisteminin tedavi planına entegrasyonu sağlanmalı ve ihmal edilmemeli. El ve ayaklardaki soğuklukla birlikte, beden iç ısısında / enflamatuvar tepkisinde artış olup bu ‘İç Isı’nın vücuttan uzaklaştırılması sağlanmalı.Hipotalamo /hipofizer/adrenal aksa etki ederek stres hormonları (nöradrenalin ve kortizol) optimal seviyede tutulmalı. ‘Ruh/Beden/Enerji Regülasyonu’ ön plana alınarak ‘Birincil Ayar Mekanizması’na geri dönüş sağlanmalı.Karaciğer, dalak ve böbrek sisteminin rantabl-organize çalışması sağlanarak kanın dokuları besleyici Kalitatif ve Kantitatif Etkisi optimize edilmeli.

 

ÖNLEM ALINMAZSA KOMPLİKASYON / YAN ETKİLER NELERDİR?

•         Eklem Deformiteleri

•         Hareket Kısıtlılığı

•         Kalp, Böbrek ve diğer organların tutulumu

•         Otoimmün diğer hastalıkların da (Ankilozan Spondilit, SLE, iflamatuvar bağırsak hastalığı, haşimoto hastalığı vs.) eklenmesi ile tablonun kötüleşmesi vs.

Görüşmeyi Başlat
💬 Randevu Talebi
Merhabalar ,
size nasıl yardımcı olabilirim