diyabet tedavi edilebilir hastalıktır

Diyabet Tedavi Edilebilir Bir Hastalıktır

Diyabet tedavi edilebilir bir hastalıktır. Vücudun glikozu kullanma şeklini etkileyen bir hastalıktır. Glikoz yaşamın devamı için kanda belirli seviyede bulunması gereken en önemli moleküldür. Kas organ ve dokuları oluşturan hücreler için önemli bir enerji kaynağı ve beynin ana yakıtıdır. Diyabetin Tipi oluşum şekline göre farklılık gösterir. Ancak, türü ne olursa olsun kanda şeker düzeyi fizyolojik sınırlar üstündedir. Bazen bu durum laboratuvara yansımayabilir. Bu durum disglisemi olarak bilinir. Buna bağlı olarak fizyolojik sınırlar dışında bulunan glukoz, organ damar ve sinirlerde hasara neden olur. Diyabet her yaş grubunda görülebilir. Tip 1 Diyabet daha çok çocukluk yaşlarda Tip 2 ise erişkinlerde görülür. Tip 2 Diyabet, 40 yaşın üzerindeki kişilerde daha yaygındır. Son yıllarda 20-30 yaş aralığında sıkça görülmeye başlamıştır.

Ülkemizde kesin Diyabet tanılı hasta oranı %10’a ulaşmıştır. Bunun yanında %12-15 oranında bozulmuş glukoz tolerans bozukluğu ve insülin direnci hastası bulunmaktadır. Toplamda ülke nüfusunun yaklaşık %25 ‘i ya hastadır, ya da hastalığa adaydır. Bu oranlar toplum adına can sıkıcı bir orana ulaşmıştır. Bu kadar kişinin risk altında olması genetik yatkınlıktan ziyade bir şeyleri hatalı yaptığımızla ilişkilidir. En başta sedanter yaşam şeklimiz, beslenme alışkanlığımız, yediğimiz gıdaların muhteviyatı ile ilgili ciddi hatalar hastalığının oluşumunda en önemli faktörlerdir. Her dört bireyden birinin hasta veya risk altında olması başka türlü açıklanamaz.

Temel olarak Diyabet Tip 1 ve Tip 2 olarak ikiye ayrılabilir. Endokrin metabolizma derneğinin kılavuzuna göre 4 gruba ayrılır. Gestasyonel Diyabet ve nadir nedenlere bağlı olarak görülen Diyabet diğer iki gruptur. Pre-Diyabet, glukoz tolerans bozukluğu ve insülin direnci diye adlandırılan Diyabet tanısı almamış potansiyel Diyabet hastası olarak değerlendirilen geniş bir kitle bulunmaktadır.

Diyabetin Belirtiler

Hastalığı belirtileri, kan şekerinizin yükseldiğine bağlı olarak değişir. Kanda şeker yavaş yavaş yükseldiği için hücreler yüksek şekere alıştığından hastalar 400 mg /dl üzerinde bile farkında olmayabilir. Bu çok da nadir bir durum değildir. Başka sebeplerle hastaneye gidip Diyabet olduklarını öğrenen çok hasta vardır. Hastaların bir kısmı kan şekerlerinin anormal yüksek olmasına rağmen kendilerini çok iyi de hissedebilirler. Genel olarak Diyabet hastalarında görülen belirtiler aşağıda sıralanmıştır.

Tip 2 Diyabetin Belirti ve Semptomlarından Bazıları Şunlardır:

  • Artan Susuzluk
  • Sık İdrara Çıkma
  • Aşırı Açlık
  • Açıklanamayan Kilo Kaybı
  • Yorgunluk
  • Sinirlilik
  • Bulanık Görme
  • Yavaş İyileşen Yaralar
  • Diş Eti veya Cilt Enfeksiyonları ve Vajinal Enfeksiyonlar
  • Mantar Enfeksiyonları (Özellikle Ayak Tırnak Mantarı)
  • İdrarda Keton Varlığı

İnsülin Nedir Nasıl Çalışır ?

İnsülin, midenin arkasında safra kesesine komşu salgısını ince bağırsağın giriş kısmına safra ile veren pankreas salgılanan bir hormondur. Pankreas insülin ve glukagon gibi endokrin salgılar, sindirimde görevli tripsin gibi eksokrin salgıları sentezleyen bir organdır. Eksokrin salgıları barsağın içine, insülini kan dolaşımına salar. İnsülinin temel görevi şekerin hücrelerinize girmesini sağlamaktır. Yani kandaki şekerin fizyolojik sınırlara gelmesini sağlar kan dolaşımınızdaki şeker miktarını düşürür. Kan şekeri düştükçe insülin miktarı da düşer.

Glukoz Nedir ?

Glikoz bir şeker molekülüdür. Gıdaların içerisindeki glukoz sindirim siteminde ayrıştırılarak kan dolaşımına absorbe edilir ve insülin yardımı ile ihtiyaç duyulan hücrelere geçiş sağlar. Kanda glukoz dışında başka şeker molekülleri de vardır ancak insüline duyarlı olan glikozdur. Vucudumuzun temel enerji kaynağıdır. Beynimizin acil durumlar hariç tek enerji kaynağıdır. Glukoz kanda belirli aralıkta olması (60-180 mg /dl) fizyolojiktir. Gıda ile gelen glukoz öncelikli olarak ilgili hücrelere gider fazlası karaciğerde kaslarda ve yağ dokusunda depolanır. Depo şeker acil durumlar ve uzamış açlık durumlarında kullanılmak içindir. Glukozun normalin üstünde olması çoğunlukla hayati risk taşımazken 60 mg/dl altında olması acil durumdur ölümcül olabilir. İnsülinoma (insülin adacık tümörü) ve insülin tedavisi alan hastalarda ve insülin ile intihar girişimlerinde bu durum görülebilir.

Pre Diyabetin Nedenleri ve Tip 2 Diyabet

PreDiyabet ve Tip 2 Diyabette, hücreler insülinin etkisine dirençli hale gelir ve pankreas bu direnci aşmak için yeterli insülin yapamaz veya kanda duyarsız insülin olmaya başlar. Enerji için ihtiyaç duyulan hücrelere taşınamayan şeker kan dolaşımında birikir. Kanda artan glukoz organlara ve sinir sitemine zarar verir. Enerjisini glukoz ile elde edemeyen organlara yağ hücrelerinde fizyolojik olmayan yollarla sağlar. Bunun sonucunda kanda biriken zararlı maddeler istenmeyen klinik sonuçlara yol açar. Bu döngünün nedenlerine yönelik bir çok varsayım olmasına rağmen tam olarak neden olduğu kesin değildir. Genetik ve çevresel faktörler, obezite, beslenme problemleri Tip 2 Diyabet gelişiminde en çok suçlanan unsurlardır.

Pre Diyabet ve Tip 2 Diyabet çin Risk Faktörleri

Etyolojik nedenler tam olarak bilinmese de aşağıdaki faktörler en önemli nedenler olarak sıralanabilir:

Kilo

Yağ dokusu ne kadar fazlaysa hücreler insüline o kadar dirençlidir. Ancak son yıllarda fast-food beslenme ve yüksek karbonhidrat alımına bağlı olarak çocuklar, gençler ve genç yetişkinler arasında da Tip 2 Diyabet görülme sıklığı artmıştır.

Hareketsizlik

Ne kadar az hareketli olursanız, riskiniz o kadar büyük olur. Fiziksel aktivite kilonuzu kontrol etmenize yardımcı olur, enerji olarak glikozu kullanır ve hücreleri insüline karşı daha hassas hale getirir.

Aile Öyküsü

Anne baba veya kardeşte Diyabet olması hastalık riskinizi arttırır.

Irk

Sebebinin açık olmamasına rağmen, siyah ırklar, İspanyollar, Amerika yerlileri ve Asya kökenli Amerikalılar dahil olmak üzere bazı ırklar daha fazla risk altındadırlar.

Yaş

Yaşla beraber risk artar. Bunun nedeni, daha az egzersiz yapma, kas kütlesinde azalma ve yağ kitlesinde artmadan kaynaklanmaktadır.

Gestasyonel Diyabet

Hamilelikte Diyabet gelişmesi bireyi preDiyabet ve Tip 2 Diyabet gelişme riskine daha açık hale getirir hasta olma risk artar. Dört kilogram üzerindeki bir bebeği dünyaya getiren anne, ayrıca Tip 2 Diyabet riski dahada artmış demektir.

Polikistik Over Sendromu

Diyabet polikistik over riskini arttırırken, polikistik overi olan bireylerinde Diyabet olma riski vardır.

Hipertansiyon

140/90 mm Hg üzerinde kan basıncına sahip olmak, Tip 2 Diyabet riskini artırmaktadır.

Anormal kolesterol ve trigliserit seviyeleri.

HDL kolesterol veya “iyi” kolesterol seviyeleri düşük ve trigliserid oranı yüksek ise, Tip 2 Diyabet riski artar.  

Diyabetin  Komplikasyonlar (İstenmeyen Sonuçlar)

Diyabet komplikasyonları yavaş yavaş gelişir. Şeker hastalığı uzadıkça – kan şekerinizi ne kadar az kontrol altına alırsanız – komplikasyon riski de o kadar yüksek olur. Kontrolsüz şeker hastalıklarında komplikasyonlar kaçınılmazdır. Malesef hastalar uzun vadede bir şey hissetmediğinden durumu ciddiye almazlar. Hayatı felç edici komplikasyonlar yaşam konforunu azaltan durumlar kan şekerinin akıllıca kontrolü ile mümkündür.

 

Kalp-Damar Hastalığı

Şeker hastalığının en sık görülen yan etkisidir. Diyabet, göğüs ağrısı (anjina), koroner arter hastalığı (anjina), kalp krizi, arterlerin daralması (ateroskleroz) dahil olmak üzere çeşitli kardiyovasküler sorunların riskini önemli ölçüde arttırır. Şeker hastalığınız varsa, kalp rahatsızlığınız veya felç geçirme olasılığınız normal insanlara göre daha yüksektir.

Sinir Hasarı (Nöropati)

Aşırı şeker, özellikle bacaklarınızda sinirlerinizi besleyen küçük kan damarlarının (kılcal damarların) duvarlarına zarar verebilir. Hastaların en sık şikayet ettiği durumdur sinir uçlarında hasar meydana geldiği için ellerde ve ayaklarda yavaş yavaş yukarı doğru yayılan karıncalanma, uyuşma, yanma ağrı hissizlik ve bazen de soğukluk ile kendini gösterir. El ayak sinirleri dışında sindirim ile ilgili sinirlerin zarar görmesi mide bulantısı, kusma, ishal veya kabızlık ile ilgili sorunlara neden olabilir. Erkeklerde erektil disfonksiyona neden olabilir. Tedavi edilmezse, etkilenen uzuvlardaki tüm hisler kaybedilebilir.

Böbrek Hasarı (Nefropati)

Böbrekler, atıkları filtreleyen milyonlarca küçük kan damarı kümesini (glomerul) ihtiva eder. Diyabet bu hassas filtreleme sistemine zarar verebilir. Ciddi hasar böbrek yetmezliğine veya diyaliz veya böbrek nakli gerektirebilecek geri dönüşümsüz son dönem böbrek hastalığına neden olabilir. Maalesef diyaliz merkezlerindeki hastaların yarısını Diyabet hastaları oluşturmaktadır.

Göz Hasarı (Retinopati)

Diyabet, retinanın kan damarlarına (Diyabetik retinopati) zarar verebilir ve potansiyel olarak körlüğe yol açabilir. Diyabet ayrıca katarakt ve glokom gibi diğer ciddi görme koşulları riskini de arttırır. Çoğunlukla böbrek hasarı ile görme hasarı beraber görülür.

Ayak Hasarı

Ayaklarda sinir hasarı veya ayaklara zayıf kan akışı, çeşitli ayak komplikasyonları riskini artırır. Tedavi edilmezse, kesikler ve kabarcıklar genellikle kötü iyileşen ciddi enfeksiyonlar geliştirebilir. Bu enfeksiyonlar nihayetinde ayak veya bacak amputasyonu gerektirebilir. Diyabet hastalarında en sık görülen cerrahi komplikasyondur. İyileşmeyen yaralar hem maddi hem de psikolojik birçok sıkıntıya neden olmaktadır.

Cilt Durumu

Ayaklarda mantar enfeksiyonu, bakteriyel enfeksiyonlara bağlı hastalıklar azınsanmayacak düzeydedir. Diyabet hastalarının en sık hastaneye yatma nedenidir.

İşitme Bozukluğu

İşitme sorunları nöral hasara bağlı olarak Diyabetli kişilerde daha yaygındır.

Alzheimer Hastalığı

Tip 2 Diyabet, Alzheimer hastalığı gibi demans riskini artırabilir. Kan şekeri kontrolü ne kadar zayıfsa, risk o kadar yüksek görünür. Bu bozuklukların fizyopatolojisi ile ilgili teoriler olsa da, henüz hiçbiri kanıtlanmamıştır.

Depresyon

Depresyon belirtileri Tip 1 ve Tip 2 Diyabetli kişilerde yaygındır. Depresyon Diyabet yönetimini etkileyebilir. Bazen hastalar uzun tedavi süreçlerinde bıkar, tedavilerini bırakırlar. Bu durumu tedavi almadıklarını saklarlar. Özellikle insülin kullanan hasta yakınlarının dikkatli olmaları gerekir. Yüksek doz insülin ile intihar girişimleri de az değildir.

Gebelik Diyabet inin Komplikasyonları

Gebelik Diyabeti olan çoğu kadın sağlıklı bebekler doğurur. Bununla birlikte, tedavi edilmemiş veya kontrolsüz kan şekeri seviyeleri sizin ve bebeğiniz için sorunlara neden olabilir.

Diabetik Annenin Bebeğinde İstenmeyen Sonuçlar:

Aşırı Büyüme

Çoğunlukla sağlıklı bebek dünyaya gelir. Ancak kilolu olarak 4 kilonun üstünde dünyaya gelirler. Annenin kullanmadığı şeker çocuğa geçer ve çocuğun kilo almasına neden olur.

Düşük Kan Şekeri

Bazen gestasyonel Diyabeti olan annelerin bebekleri, doğumdan kısa bir süre sonra kan şekeri düşebilir (hipoglisemi). Bunun nedeni, bebeğin kendi insülin üretimi yüksektir.

Bebeklerin Gelecek Yaşam Riski

Gebelik Diyabeti olan annelerin bebeklerinde, obezite ve Tip 2 Diyabet gelişme riski diğer bireylere göre daha yüksektir.

Ölüm

Tedavi edilmeyen gebelik Diyabeti, doğumdan önce veya kısa bir süre sonra bebeğin ölümüne neden olabilir.

Gebelik Diyabet inde Annede Görülen Komplikasyonlar:

Preeklampsi

Bu durum yüksek tansiyon, idrarda aşırı protein ve bacaklarda ve ayaklarda şişlik ile karakterizedir. Preeklampsi hem anne hem de bebek için hayati tehlike oluşturan komplikasyonlara neden olabilir.

Daha Sonraki Gebelikte Diyabet Riski

Gestasyonel Diyabet geçirenlerin, bir sonraki hamilelikte tekrarlama olasılığı yüksekir. Yaş ilerledikçe normal bireylere göre Diyabet olma olasılığı artar. Obez iseler bu olasılık daha fazladır.

Diyabet Tedavisi

Şu anki bilgiler ışığında Tip 1 Diyabetin kesin tedavisi mümkün değildir. Gelecekte bu kadar kesin konuşmayabiliriz. Hücre transferleri kök hücre tedavileri ile ilgili çalışmalar halen devam etmektedir.

Tip 2 Diyabetin bazı türlerinde tedavi olasılığı daha yüksektir. insülin rezervleriniz tükenmemiş ise yaşam şekli değişikliği başta olmak üzere, karaciğer yağlanması ve visseral yağlanma ile mücadele ederek hastalığın bazı türlerinden kesin olarak kurtulmak da mümkündür.

Yeme Bozukluğunun Psikolojik Yönleri:

Kilo alma korkusu ile yeme bozukluğu anoreksiya olarak bilinir. Patolojik bir durumdur ve tedavisi gerekir. Aşırı yeme durumu da bir o kadar patolojiktir. Altta depresif durumları barındırabilir. Özellikle bayanlarda ruhsal anlamda problemlerde aşırı yeme durumu kotrolsüz yeme durumları hastalığa davetiye çıkarır.

Obez bireylerin safra, pankreas ve mide gibi sindirimde rol alan önemli organlarında sorunlar oluşmaktadır. Sindirim sorunları gerek beslenme hataları gerekse kullanılan ilaçlardan kaynaklı olarak salgılarında efektif düzeye ulaşamazlar. Bu durumda gaz şişkinlik hazımsızlık ve emilim bozukluklarına neden olurlar. Organların sindirim sorunları hayati organlarda yağlanmaya neden olmaktadır. Organlardaki yağalanma özellikle karaciğer ve pankreas çevresindeki yağlanma fizyolojik işlevlerini engelleyebilir. Bu nedenle sindirim problemleri ve yağlanma sorunları çözülmeden efektif insülin salınımı olamayacaktır.

Diyabet Tedavisi ile Kollektif Mücadele:

Yemeklerden sonra yorgunluk, yemek öncesinde açlık krizleri ellerde titreme bilinç bozukluğu, kendini sürekli yorgun hissetme kaderimiz olarak görülmemelidir. Hareket beslenme ve yılların getirdiği problemler ortadan kaldırılarak Diyabetten kutulmak mümkün olabilir. Her Diyabet hastasına “Sen artık ilaç bağımlısısın” demek doğru değildir. Akılcı tedavilerle bu durumlardan kurtulmak mümkündür. Ancak rahatımızdan ödün vermek beslenmemizi terbiye etmek koşulu ile.

Bedenimizi üçlü bir yapı olarak değerlendirmeliyiz: Fiziksel Beden, Ruhsal Beden, Bilinçaltı

Fiziksel beden gözle görülen – laboratuvar olarak değerlendirilebilen yapı, ruhsal durum her daim hayatın akışından etkilenen bizi canlı kılan yapı ve bilinçaltı dediğimiz geçmiş ve gelecek yaşadıklarımızdan her daim etkilenen, çocukluk yaştan başlayarak nörolojik olarak ağlarını örerek hayatımıza yön veren korkularımız cesaretimiz direncimiz ve hırslarımız olarak değerlendirilebilir. Hastalıkların temelinde aslında bu üçlü yapı yatmaktadır. Ruhsal yapı ve bilinçaltı ihmal edilerek hastalıklardan kurtulmak mümkün değildir. Yalnızca da fiziksel bedenle ilgilenmek ve onu harekete geçiren yemesini kontrol eden bilinçaltı ve ruhsal durumu ile ilgilenmeden tedavi olmaz. Günümüzde romatizmal hastalıkların temelinde kronik inflamasyondan bahsedilmektedir. Ruhsal durum kronik inflamasyonu etkileyen en önemli faktörlerden biri olduğu bilinen bir gerçektir. Diyabetin komplikasyonların temelinde ve pankreas rezerlerinin tükenmesinde de akut ve kronik inflamasyonlar yatmaktadır. Aslında Diyabet kronik inflamatuvar bir hastalık olarak değerlendirilmesinde herhangi bir sorun olmayacaktır. Kanda glukoz tüketimini ve insülin duyarlılığını arttırarak ve dışarıdan sürekli olarak insülin vermek hastalığın durumu idare etmekten öteye gidememekte ve bazen bu bile başarısız olmaktadır. Diyabet oluşumu nasıl ki multifaktöriyel ise tedavisi de böyle olmalıdır. Tek yönlü yaklaşım hatalara açıktır. Tek penceren bakış tedavi etmekte yetersiz kalacaktır. Kaldı ki bilinen tedavilere rağmen hastaların %50 sinden fazlasında komplikasyonlar görülmektedir. Kan şekerinin fizyolojik sınırlarda tutulması pratikte çoğu zaman mümkün olmaz. Kan şekeri düzeyi ve Hb A1C oranı ile şeker hastalarını takip, tedavi için yetersizdir. Hastalık tümü yönleri ile ele alınmalı ve tedavi edilmelidir.

Dr. Mustafa İKİZEK

Görüşmeyi Başlat
💬 Randevu Talebi
Merhabalar ,
size nasıl yardımcı olabilirim